Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Tazminat Davalarında Munzam Zarar

İçindekiler

İçerik

Giriş: Munzam Zarar Nedir?

Kamulaştırmasız el atma davalarında mahkeme, taşınmazın değerini dava tarihine göre belirler. Ne var ki karar kesinleşip bedel fiilen ödenene kadar yıllar geçebilir. Bu süre içinde bedele faiz işletilir; ancak enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde faiz, paranın alım gücündeki kaybı karşılamaya yetmeyebilir. Malikin eline geçen tutar, taşınmazın dava tarihindeki gerçek karşılığının çok altında kalır. İşte bu farkın, yani faizle giderilemeyen kaybın tazmini için açılan davaya uygulamada “munzam zarar davası” denir.

Teknik karşılığı ile munzam zarar (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun terimiyle “aşkın zarar”), bir para borcunun geç ödenmesi hâlinde alacaklının uğradığı zararın temerrüt faizini aşan bölümüdür. Alacaklı, borç zamanında ödenseydi malvarlığının ulaşacağı durum ile geç ödeme sonucunda ortaya çıkan durum arasındaki farkı, borçlunun kusursuzluğunu ispat edememesi hâlinde ondan isteyebilir. Kamulaştırma ve kamulaştırmasız el atma uyuşmazlıklarında borçlu, el atan idaredir.

Bu makale, kamulaştırmasız el atma tazminatının geç ödenmesinden doğan munzam zarar davasını; anayasal ve kanuni dayanaklarından başlayarak, Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi arasındaki ispat ayrışmasını, hesaplama yöntemlerini, görev, yetki, süre ve usul kurallarını ve güncel emsal kararları ele almaktadır. Konunun en çetrefilli noktası, yüksek enflasyonun tek başına zararın varlığını kanıtlamaya yetip yetmediği sorusudur; bu soruya yüksek yargı organlarının, hatta Yargıtay’ın farklı dairelerinin bugün için farklı cevaplar verdiği baştan belirtilmelidir. Makalenin sonunda, bu ayrışma karşısında olması gereken hukuk bakımından kanaatimiz de ayrıca açıklanmıştır.

Hukuki Dayanak: Anayasa, Borçlar Kanunu ve Kamulaştırma Kanunu

Anayasa’nın mülkiyet ve kamulaştırma güvenceleri

Anayasa’nın 35. maddesi herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğunu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceğini öngörür. Kamulaştırmaya ilişkin 46. madde ise Devlet ve kamu tüzel kişilerine, özel mülkiyetteki taşınmazları ancak “gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla” kamulaştırma yetkisi tanır.[1] Aynı maddenin son fıkrasına göre herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerine “kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz” uygulanır.[2]

Anayasa Mahkemesi, gerçek karşılık güvencesinin yalnızca bedelin doğru belirlenmesini değil, bu bedelin enflasyon karşısında erimeden malike ulaşmasını da kapsadığını kabul etmektedir. Mahkemeye göre alacağın geç ödenmesi hâlinde enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma, mülkiyetin gerçek değerini azaltır; bu nedenle devletin, kamulaştırma bedelinin geç ödenmesinden doğan aşınmayı telafi edecek mekanizmalar geliştirmesi gerekir.[3]

Türk Borçlar Kanunu m. 117, 120 ve 122

Munzam zararın kanuni dayanağı TBK m. 122’dir. Maddenin birinci fıkrasına göre alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramışsa borçlu, kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı da gidermekle yükümlüdür.[4] Hüküm, bir para borcunun geç ödenmesinin sonuçlarını düzenleyen temerrüt kurallarının devamıdır: Borçlu, muaccel borcu ihtarla temerrüde düşer; haksız fiilde ise temerrüt fiilin işlendiği tarihte kendiliğinden gerçekleşir.[5] Uygulanacak temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükteki mevzuata göre belirlenir.[6]

Kanuni faiz oranı ve 2026 değişikliği

Kanuni faiz, 3095 sayılı Kanun’da düzenlenir. Maddenin 2026 yılında değiştirilen hâline göre faiz, miktarı sözleşmeyle belirlenmemişse Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden ödenir; 30 Haziran günündeki reeskont oranı beş puan veya daha fazla farklıysa yılın ikinci yarısında bu oranın yüzde sekseni geçerli olur.[7] Bu değişiklik 7589 sayılı Kanun ile yapılmış olup Kanun’un yürürlük maddesine göre yayımı tarihinde, yani 31.7.2026’da yürürlüğe girmiştir.[8] Kanuni faizin reeskont oranına bağlanması, enflasyonla faiz arasındaki makası daraltmaya yönelik bir adımdır; ancak bu düzenleme yürürlüğünden önceki dönemlerde oluşmuş kayıpları geriye dönük olarak gidermez. Dolayısıyla 2021-2026 yılları arasında kesinleşip ödenen tazminatlarda munzam zarar sorunu güncelliğini korumaktadır.

Kamulaştırma Kanunu ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararı

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesine 2013 yılında eklenen fıkra, kamulaştırma bedelinin tespiti davasının dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde bedele bu sürenin bitiminden itibaren yalnızca kanuni faiz işletilmesini öngörüyordu. Anayasa Mahkemesi bu fıkrayı iptal etmiştir.[9] İptal gerekçesinde, geç ödenen bedel için sadece kanuni faiz ödeneceğinin belirtildiği, enflasyon nedeniyle uğranılacak ve kanuni faizi aşan zararlara ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği, özellikle yüksek enflasyonist dönemlerde devletin borçlu olduğu tutar ile hak sahibinin nihai olarak aldığı tutar arasındaki değer kaybının giderilemeyeceği vurgulanmıştır.[10] Yargıtay 5. Hukuk Dairesi de bu iptalden sonra, kamulaştırma bedeline Anayasa’nın 46/son maddesi gereğince dava tarihinden itibaren kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması gerektiğine hükmetmektedir.[11]

Bu çerçeve, kamulaştırmasız el atma tazminatları için de önem taşır. El atma davalarında bedel dava tarihine göre belirlendiğinden,[12] dava tarihi ile fiilî ödeme tarihi arasında geçen sürede oluşan değer kaybı, faizle giderilemediği ölçüde munzam zarar davasının konusunu oluşturur.

Temerrüt Faizi ile Munzam Zarar Arasındaki Fark

Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi üzerine kendiliğinden işlemeye başlayan ve alacaklının herhangi bir zarar ya da kusur ispat etmesine gerek bulunmayan götürü bir karşılıktır. Kanun koyucu, para borcunun geç ödenmesinden alacaklının zarar göreceğini peşinen kabul etmiş ve bu zararın karşılığını belli bir oranla sabitlemiştir. Borçlu, temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu kanıtlasa bile faiz ödemekten kurtulamaz.

Munzam zarar ise bu götürü karşılığın ötesinde kalan ve kusur sorumluluğuna tabi bir tazminat kalemidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun tanımıyla munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda oluşan durum arasındaki farktır; temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarardır.[13] Alacaklı, faizle karşılanmayan zararının varlığını ve miktarını; borçlu ise temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu kanıtlar.

TBK m. 122’nin ikinci fıkrası, faizi aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa hâkimin, davacının istemi üzerine esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmedeceğini öngörür.[14] Dolayısıyla munzam zarar, asıl alacak davası içinde talep edilebileceği gibi ayrı bir davayla da istenebilir. Uygulamada kamulaştırmasız el atma davası devam ederken zararın miktarı belli olmadığından, talep çoğunlukla bedel ödendikten sonra ayrı bir davayla ileri sürülmektedir.

Munzam Zarar Alacağının Hukuki Niteliği

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, munzam zarar borcunun hukuki sebebinin asıl alacağın temerrüde uğramasıyla oluşan hukuka aykırılık olduğunu; borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğünün asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrütle oluşmaya başlayıp asıl borcun ifasına kadar artarak devam eden, asıl borçtan bağımsız yeni bir borç olduğunu kabul eder.[15] Bu nitelendirmenin üç pratik sonucu vardır:

  • Asıl alacak için icra takibi yapılması veya dava açılması munzam zarar hakkını sona erdirmez.
  • Asıl alacak davasında veya icra takibinde munzam zarar talep edilmemiş olması, bu hakkın kaybedildiği anlamına gelmez; munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazi kayıt konulmasına da gerek yoktur.
  • Munzam zarar, ayrı bir dava ile on yıllık zamanaşımı süresi içinde istenebilir.

Bu ilkeler, kamulaştırmasız el atma tazminatını faiziyle birlikte tahsil eden malikin, sonradan munzam zarar davası açmasının önünde usul engeli bulunmadığını gösterir. Nitekim munzam zarar davasının, bedeli kesinleşip ödenmiş bir uyuşmazlığın yeniden açılması anlamına geldiği yönündeki derdestlik ve kesin hüküm savunmaları, zararın bağımsız bir borç olması nedeniyle kabul görmemektedir.

Davanın Şartları

Yargıtay içtihadına göre munzam zarar alacaklısının davasını kazanabilmesi için şu unsurların bulunması gerekir:[16]

1. Kesinleşmiş bir para alacağı

Kamulaştırmasız el atma davasında hükmedilen ve kesinleşen tazminat, temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte bir para alacağıdır. Alacağın kaynağının haksız fiil, sözleşme, kanun ya da sebepsiz zenginleşme olması önem taşımaz; TBK m. 122 tüm para borçlarında uygulanabilir.

2. Borçlunun temerrüdü

İdarenin bedeli dava tarihinden ödeme tarihine kadar ödememiş olması temerrüt olgusunu oluşturur. Kamulaştırmasız el atma davalarında faizin dava tarihinden işletilmesi, idarenin en geç bu tarihten itibaren temerrütte sayıldığını gösterir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de borçlu ihtarla temerrüde düşürülmemişse temerrüdün icra takibi tarihinde veya dava açılmışsa dava tarihinde oluşacağını kabul etmektedir.[17]

3. Temerrüt faizini aşan zarar ve illiyet bağı

Alacaklının, borç zamanında ödenseydi zararın oluşmayacağını, yani geç ödeme ile malvarlığındaki azalma veya engellenen kazanç arasındaki uygun illiyet bağını kurması gerekir. Zararın “faizle karşılanamayan” kısmı dava konusudur; faiz zararı tam olarak karşılamışsa munzam zarar yoktur.

4. Borçlunun kusuru (kusur karinesi)

TBK m. 122 kusur karinesini benimsemiştir. Aranan kusur, zararın doğmasına yol açan bir kusur değil, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Alacaklı, borçlunun kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlayarak sorumluluktan kurtulabilir.[18] İdarelerin yargılamanın uzun sürmesini kendi kusurlarının bulunmadığına kanıt olarak ileri sürdükleri görülmekte ise de, bedeli ödemeyip yargılama süresince kullanan tarafın idare olduğu dikkate alındığında bu savunmanın tek başına kusursuzluğu ispata yetmediği değerlendirilmektedir.

İspat Sorunu: Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi Arasındaki Ayrışma

Munzam zarar davalarının kaderini belirleyen asıl mesele, zararın nasıl ispat edileceğidir. Bu konuda iki farklı yaklaşım bulunmaktadır ve bu yaklaşımlar bugün için uzlaştırılmış değildir.

Yargıtay’ın “somut vakıa” yaklaşımı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2012 yılında, vadeli mevduat faizi ile temerrüt faizi arasındaki farkın munzam zarar olduğu varsayılarak zararın kanıtlanmasına gerek bulunmadığı kabul edilirse 3095 sayılı Kanun ve diğer kanunlardaki faize ilişkin hükümlerin uygulamasının sonuçsuz kalacağını ve her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunun doğacağını belirtmiştir.[19]

Genel Kurul bu çizgiyi 2021 yılında, doğrudan kamulaştırma bedelinin geç ödenmesine ilişkin bir uyuşmazlıkta oy çokluğuyla yeniden teyit etmiştir. Karara göre alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu somut olgulara dayanarak kanıtlamak zorundadır. Enflasyon, döviz kurundaki artış veya mevduat faizinin yüksekliği gibi genel ekonomik olgular, “malum ve meşhur” vakıa olarak kabul edilip zararın ispatı yerine geçemez. Kanıtlanması gereken, alacaklının geç ödeme nedeniyle şahsen ve somut olarak zarar gördüğüdür: örneğin alacağını zamanında tahsil edemediği için daha yüksek faizle borç almak zorunda kalması, dövizle ödeyeceği bir borcu daha yüksek kurdan ödemesi, üçüncü kişilere karşı yükümlülüğünü yerine getiremediği için cezai şart ödemesi veya mallarının haczedilmesi gibi.[20]

Aynı kararda azınlıkta kalan görüş ise fiyatların aşırı yükseldiği ve döviz kurlarında öngörülemeyen değişikliklerin yaşandığı dönemlerde, alacağın geç alınması nedeniyle zararın gerçekleşeceğinin hayatın olağan akışında herkesçe bilinen bir olgu olduğunu, bu gibi durumlarda munzam zararın gerçekleştiğinin karine olarak kabul edilmesi gerektiğini, zararın yalnızca pasiflerdeki artışla değil aktiflerdeki erimeyle de oluşacağını savunmuştur.[21] Bu görüş, HMK m. 187/2’deki herkesçe bilinen vakıaların çekişmeli sayılmayacağı kuralına da dayanmaktadır.[22]

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, kamulaştırmasız el atma bedelinin geç ödenmesinden kaynaklanan munzam zarar davalarında 2026 yılında verdiği kararlarda da Genel Kurulun çoğunluk görüşünü uygulamaya devam etmektedir. Daire, davacının para alacağını zamanında tahsil etmesi hâlinde onu ne şekilde kullanacağını ve faiz dışında ne gibi maddi zararlarının oluştuğunu somut delillerle ispat edemediği gerekçesiyle davayı reddeden bölge adliye mahkemesi kararlarını onamaktadır.[23] Bir başka kararında Daire, munzam zarara hükmedilebilmesi için davacı alacaklının zararının faizle karşılanamadığının ve bunun üstünde zararının oluştuğunun maddi vakıalarla ve belgelerle kanıtlanması gerektiğini, iddianın ötesinde bilgi ve belge sunulmadığından davanın reddinde isabetsizlik bulunmadığını belirtmiştir.[24]

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2026 kararı: somut ispat uygulamasından dönüş

Yargıtay içinde tek sesli bir uygulama olmadığını gösteren en önemli gelişme, 6. Hukuk Dairesinin 1.7.2026 tarihli kararıdır. Bir kamu kurumundan olan ve mahkeme kararıyla kesinleşen iş bedeli alacağının temerrüt tarihinden dokuz yıl sonra yasal faiziyle ödenmesi üzerine açılan munzam zarar davasında bölge adliye mahkemesi, davacının kredi çekme, borç ödeyememe gibi iddialarını belgeleyemediği ve idarenin temerrüde düşmekte kusurlu sayılamayacağı gerekçesiyle davayı reddetmişti. Daire bu kararı bozmuştur.[25]

Daire, munzam zararın ispatında “somut” ve “soyut” olmak üzere iki yöntemin dikkate alınacağını belirtmiştir. Somut yöntemde davacı, kredi borçlanması, üçüncü kişilere ödediği temerrüt faizi veya cezai şart, kur farkı, vergi ve prim gecikme faizi gibi kalemleri belgeleyerek zararını ispat eder. Soyut yöntemde ise hayatın olağan akışının zorunlu kıldığı herkesçe bilinen durumlar ve fiilî karineler, ispat yükünü ortadan kaldıran olgular olarak alacaklı lehine değerlendirilir: Ülkede seyreden yüksek enflasyon karşısında bireyin parasının değerini korumak için en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili veya döviz gibi yatırımlara yönelmesi, olayların normal akışına uygun bir karine olarak kabul edilmek zorundadır; enflasyonist ortamda makul bir insanın parasını atıl tutmayacağı bilinen bir gerçektir ve HMK m. 187/2 uyarınca bu tür vakıaların ispatına gerek yoktur.[26]

Daire, Anayasa Mahkemesinin Ano İnşaat kararına açıkça atıf yaparak, hak ihlaline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçildiğini; gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil denge ve Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarının bağlayıcılığı gözetilerek, enflasyon ve buna bağlı döviz kuru, mevduat faizi, devlet tahvili ve diğer yatırım araçlarının getirilerinin temerrüt faizinden fazla olması hâlinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiğinin benimsendiğini ifade etmiştir. Kararda, yüksek enflasyon dönemlerinde alacaklının her zaman zarara uğrayacağı, buna karşılık normal enflasyon dönemlerinde paranın değer kaybının kural olarak zararın varlığını göstermeyeceği ve somut ispatın aranacağı yönünde ikili bir ayrım da yapılmıştır. Daire ayrıca, yüksek enflasyonist dönemde borçlunun borcunu ödemeyip düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiğine ve bu direngenliğin dava sayısını artırdığına dikkat çekmiş; soyut yöntemin bu sakıncaları ortadan kaldıracağını belirtmiştir.[27]

Karar, bu yaklaşımın Daire için yeni olmadığını, kapatılan 15. Hukuk Dairesinin 14.11.2024 tarihli ve 6. Hukuk Dairesinin 13.1.2025 tarihli kararlarıyla uyumlu olduğunu da not etmektedir.[28] Böylece eser sözleşmesinden doğan alacaklara bakan 6. Hukuk Dairesi ile kamulaştırma uyuşmazlıklarına bakan 5. Hukuk Dairesi arasında, aynı kanun hükmünün (TBK m. 122) uygulanmasında açık bir içtihat farklılığı ortaya çıkmıştır. Kamulaştırmasız el atma tazminatının borçlusu da bir kamu idaresi olduğundan ve ödeme gecikmesinin yapısı aynı olduğundan, bu farklılığın maddi bir gerekçesi bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesinin “mülkiyet hakkı” yaklaşımı

Anayasa Mahkemesi ise konuya bireysel başvuru yoluyla ve mülkiyet hakkının ölçülülüğü açısından yaklaşmaktadır. Mahkeme, kamulaştırma bedelinin dava tarihine göre belirlenip yıllar sonra ödenmesi hâlinde alacaktaki enflasyon kaynaklı değer aşınmasının başvurucu üzerinde orantısız bir yük oluşturmasını mülkiyet hakkının ihlali saymaktadır.[29] Ali Şimşek ve diğerleri kararında, dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma bedelinin 3 yıl 7 ay süren dava sonunda faiz işletilmeden ödenmesi sonucu bedelde yüzde 19,31 oranında enflasyon kaynaklı değer kaybı oluştuğu tespit edilmiş ve bu kaybın enflasyon oranında faiz işletilerek giderilmesine karar verilmiştir.[30]

Asıl belirleyici karar, doğrudan munzam zarar davasının reddine ilişkin Ano İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. başvurusunda Genel Kurul tarafından verilmiştir. Mahkeme, başvurucunun alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiğini ve başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiğini tespit ettikten sonra, derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğuna ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir.[31] Kararda, Yargıtay’ın munzam zarara ilişkin birbirinden farklı iki uygulamasının bulunduğu açıkça not edilmiştir: ilki somut ispat arayan, ikincisi ise enflasyonist ortamda alacaklının parasının değerini en azından vadeli mevduat veya dövizde koruyacağını hayatın olağan akışına uygun bir karine olarak kabul eden görüş.[32] Mahkeme ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mahkemece belirlenmiş bir alacağın geç ödenmesinde yüzde 5’e kadar değer kaybını hesaplama faktörlerindeki değişkenlerle ilgili olarak kabul ettiğini, bunun üzerindeki kayıplarda ise aşırı yük incelemesi yaptığını aktarmıştır.[33]

Anayasa Mahkemesi bu içtihadını 2025 yılında kamulaştırmasız el atma tazminatları bakımından da sürdürmüştür. İkbal Vardarcılar ve Musa Büke kararında Mahkeme, kamulaştırma bedellerinin ve kamulaştırmasız el atma karşılığında hükmedilen tazminatların enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılmasının veya uğratılarak ödenmesinin başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir.[34] İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosya yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmiş, yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı gerekçesiyle ayrıca tazminata hükmedilmemiştir.[35]

Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin yaklaşımı

Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasına göre Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.[36] Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2026 yılında verdiği bir kararda bu hükümden hareketle Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin kararlarına uyulmasının anayasal bir zorunluluk olduğunu belirtmiş ve munzam zarar davasını doğrudan bu kararlar ışığında çözmüştür.[37]

Daireye göre alacağın geç ödenmesi hâlinde alacaklı herhangi bir ispat şartı aranmadan faiz alabileceği gibi, ispat etmesi hâlinde yasal faizle karşılanamayan aşkın zararı da alabilir; yasal faiz oranı ile enflasyon oranı arasında paralellik bulunan dönemlerde güncelleme ihtiyacı doğmazken, yasal faizin enflasyonun çok gerisinde kaldığı dönemlerde oluşan zararın faizle telafisi mümkün değildir. Daire, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması hâlinde ne malikin taşınmazının değeri dışında fazladan bir hak elde edeceğini ne de idarenin mülkiyeti kendisine geçen taşınmazın değerini ödemek dışında ilave bir külfet altına gireceğini; dava tarihine göre belirlenen bedel ile bu bedelin ödeme tarihindeki endeksle güncellenmiş hâlinin rakam olarak farklı görünse de değer olarak aynı şeyi ifade ettiğini vurgulamıştır.[38]

Uygulamadaki tablo

Bugün için şu tablo geçerlidir: Yargıtay 5. Hukuk Dairesi kamulaştırma kaynaklı munzam zarar davalarında somut vakıa ile ispat aramaya devam etmekte; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, Anayasa Mahkemesi içtihadına uyarak soyut yöntemi ve enflasyon karinesini benimsemiş bulunmakta; Anayasa Mahkemesi, katı ispat yorumuyla reddedilen davaları bireysel başvuruda mülkiyet hakkı ihlali olarak nitelendirip yeniden yargılamaya göndermekte; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi ise ihlal kararı beklenmeksizin Anayasa Mahkemesi ölçütünü doğrudan uygulamaktadır. Bu ayrışma, aynı nitelikteki davaların farklı yargı çevrelerinde ve farklı aşamalarda farklı sonuçlanmasına yol açmaktadır. Davacı tarafın, somut zarar vakıalarını (kredi, borçlanma, kur farkı, haciz gibi) belgeleyebildiği ölçüde Yargıtay ölçütünü de karşılayacak şekilde dosyayı kurması; bunların yokluğunda ise Anayasa Mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi içtihadına dayanması ve sonuç alınamazsa bireysel başvuru yolunu gözetmesi gerekir.

Zararın Hesaplanması

Zararın varlığı kabul edildiğinde ikinci soru, miktarın nasıl belirleneceğidir. Bu konuda da uygulama birliği yoktur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin yukarıda anılan kararı, ilk derece mahkemesinin benimsediği yöntemi iki yönden düzeltmiştir.[39]

Dönem: İlk derece mahkemesi zararı yalnızca kararın kesinleştiği tarih ile ödeme tarihi arasındaki dönem için hesaplamıştı. Daire ise güncellemenin kararın kesinleştiği tarihten değil, bedelin belirlendiği dava tarihinden geçerli olmak üzere yapılması gerektiğini belirtmiştir. Zira bedel dava tarihindeki değere göre belirlenmekte, dolayısıyla değer kaybı dava tarihinden itibaren başlamaktadır.

Ölçüt: İlk derece mahkemesi banka mevduat faizi, TÜFE, ÜFE, cumhuriyet altını, dolar kuru ve asgari ücret artışlarının ortalamasını esas almıştı. Daire bu “sepet” yöntemini reddetmiş; yalnızca Türkiye İstatistik Kurumunca açıklanan yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) değişim oranlarındaki katsayıların dikkate alınmasını öngörmüştür. Gerekçe, paranın değer ölçme işlevini yerine getirebilmesi için yetkili makam olan TÜİK’in aylık endeks rakamlarıyla yeniden tanımlanması gerektiği; nitekim kamu idaresinin de vergi, harç ve para cezalarını yeniden değerleme oranıyla her yıl bu esasa göre artırdığı düşüncesidir.

Mahsup: Dava tarihindeki bedel Yİ-ÜFE ile ödeme tarihine güncellendikten sonra, idarece yasal faiziyle birlikte ödenen toplam tutar bu güncel bedelden düşülür. Aradaki fark, davacının istemiyle bağlı kalınarak munzam zarar olarak hüküm altına alınır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi ise 2026 tarihli kararında farklı bir yol izlemiş ve “sepet” yöntemini benimsemiştir. Daireye göre zararın hesabında her yıl itibarıyla gerçekleşen TEFE-TÜFE oranı, bankaların üç aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Amerikan Doları ve Euro kurlarındaki değişim, asgari ücret artışı ve altın fiyatlarındaki artış verilerinin ortalaması esas alınır; bulunan tutardan tahsil edilen temerrüt faizi düşülür. Daire ayrıca, alacaklının asıl davada avans faizi isteyebilecekken yasal faiz istemiş olması hâlinde bu seçimin sonucuna kendisinin katlanacağını, eksik tahsil edilen temerrüt faizi farkının da munzam zarardan düşüleceğini belirtmiş ve her somut olayın özelliğine göre tazminatın TBK’nın zararın belirlenmesine ilişkin genel hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesini öngörmüştür.[40]

Dolayısıyla zararın hesabında bugün iki yöntem yarışmaktadır: Ankara BAM 14. Hukuk Dairesinin tek endekse (Yİ-ÜFE) dayanan yöntemi ile Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin altı kalemli sepet yöntemi. Yİ-ÜFE yöntemi, Hukuk Genel Kurulunun 2021 kararında dile getirilen “hangi endeksin esas alınacağı” kaygısına tek ve resmî bir ölçütle cevap vermekte; sepet yöntemi ise alacaklının parasını hangi araçta değerlendireceğinin önceden bilinemeyeceği düşüncesiyle ortalama bir getiriyi esas almaktadır. Her iki yöntem de dava tarihindeki (veya temerrüt tarihindeki) bedeli ödeme tarihine taşıyıp ödenen faizli tutarı düşmek noktasında birleşmektedir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, zararın varlığını kabul etmediği dosyalarda hesaplama yöntemine hiç girmemektedir. Bu nedenle bilirkişi incelemesinde her iki yöntemle hesap yaptırılması ve mahkemenin tercihine göre talebin artırılması yolu açık tutulmalıdır.

Taraflar ve Husumet

Davacı, kamulaştırmasız el atma davasında lehine tazminata hükmedilen ve bedeli geç tahsil eden taşınmaz malikidir. Birden fazla paydaş varsa her biri kendi payı oranında dava açabilir. Asıl davada tazminat alacaklısı ölmüşse mirasçıları, alacağı devralan varsa devralan dava açabilir.

Davalı, kamulaştırmasız el atma davasında tazminat ödemeye mahkûm edilen ve bedeli geç ödeyen idaredir. Munzam zararın temerrüde düşen borçludan istenebileceği dikkate alındığında, husumet asıl davada bedeli ödemekle yükümlü kılınan idareye yöneltilir. Birden fazla idarenin müştereken sorumlu tutulduğu hâllerde her biri kendi payı yönünden davalı gösterilir.

İdarelerin derdestlik, kesin hüküm ve iyi niyet kurallarına aykırılık savunmaları uygulamada sıkça görülmektedir. Munzam zarar alacağının asıl alacaktan bağımsız bir borç olması nedeniyle bu savunmaların dinlenmediği yukarıda açıklanmıştı. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin anılan kararında da davalı idarenin derdestlik ve iyi niyet savunmaları esasa etkili görülmemiştir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Munzam zarar davası, malvarlığı hakkına ilişkin bir alacak davasıdır. Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.[41] Kamulaştırmasız el atma tazminatı adli yargıda asliye hukuk mahkemesince hükmedildiğinden, bu bedelin geç ödenmesinden doğan munzam zarar davası da aynı yargı kolunda ve asliye hukuk mahkemesinde görülür. Yargıtay’da bu davaların temyiz incelemesini 5. Hukuk Dairesi yapmaktadır.

Yetki bakımından genel kural, davalı tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.[42] Uygulamada munzam zarar davaları çoğunlukla asıl kamulaştırmasız el atma davasına bakan, yani taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılmakta ve davalı idareler bu yönde bir yetki itirazında bulunmamaktadır. Yetki kesin olmadığından, itirazın süresinde ileri sürülmemesi hâlinde davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.

Süreler ve Zamanaşımı

Munzam zarar alacağı, kanunda aksine hüküm bulunmadığından on yıllık genel zamanaşımına tabidir.[43] Hukuk Genel Kurulu da munzam zararın ayrı bir dava ile on yıllık zamanaşımı süresi içinde her zaman istenebileceğini kabul etmiştir.[44]

Sürenin başlangıcı konusunda, zararın temerrütle oluşmaya başlayıp asıl borcun ifasına kadar artarak devam eden bir borç olarak tanımlanması dikkate alındığında, zararın tamamının belirlenebilir hâle geldiği tarih son ödeme tarihidir. Bu nedenle ihtiyatlı yaklaşım, on yıllık sürenin en geç bedelin fiilen ödendiği tarihten itibaren hesaplanması ve davanın bu süre dolmadan açılmasıdır. Asıl davanın kesinleşme tarihi ile ödeme tarihi arasında uzun süre geçmişse, bu süre de zarar döneminin bir parçası olarak hesaba dâhil edilir.

Kamulaştırmasız el atma davasının kesinleşmesinden sonra açılan icra takibi ve taksitli ödeme protokolleri, munzam zarar alacağını ortadan kaldırmaz; ancak kısmi ödemelerin tarihleri, zararın her kısım için ayrı ayrı hesaplanmasında belirleyici olduğundan ödeme tarihlerinin belgelenmesi gerekir.

Yargılama Usulü, Deliller ve Dava Değeri

Dava değerinin belirlenmesi ve kısmi dava

Munzam zararın tam miktarı bilirkişi incelemesi yapılmadan bilinemediğinden, dava kısmi dava olarak açılır. HMK m. 109’a göre talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda sadece bir kısmı dava yoluyla ileri sürülebilir; 2026 yılında eklenen dördüncü fıkraya göre ise alacağın bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir ve zamanaşımı artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.[45] Bu düzenleme, bilirkişi raporuyla belirlenen zararın tamamının aynı davada hüküm altına alınmasını kolaylaştırmıştır.

Deliller

Dosyaya sunulması gereken belgeler şunlardır:

  • Kamulaştırmasız el atma davasına ilişkin gerekçeli karar, istinaf ve temyiz kararları ve kesinleşme şerhi,
  • Dava tarihini, hükmedilen bedeli ve faiz türünü gösteren hüküm fıkrası,
  • İcra takip dosyası, ödeme protokolü, banka dekontları ve ödeme tarihlerini gösteren belgeler,
  • Yargıtay ölçütü yönünden somut zarar vakıalarına ilişkin belgeler: kredi sözleşmeleri ve faiz ödemeleri, dövizle yapılan ödemeler, cezai şart veya haciz belgeleri,
  • Anayasa Mahkemesi ölçütü yönünden TÜİK Yİ-ÜFE ve TÜFE verileri ile ilgili döneme ait yasal faiz oranları,
  • Bilirkişi incelemesi talebi.

Bilirkişi heyetinde ekonomist veya mali müşavir bulunması, dava tarihinden ödeme tarihine kadar olan dönemde endeks güncellemesi, ödenen faizli tutarın mahsubu ve fark hesabının yapılabilmesi için gereklidir. Raporun hem Yİ-ÜFE yöntemiyle hem de alternatif ölçütlerle hesaplanmış sonuçları içermesi, istinaf ve temyiz aşamalarında yeniden rapor alınmasını önler.

Harç ve vekâlet ücreti

Munzam zarar davası para alacağına ilişkin olduğundan nispi harca tabidir; harç ve avukatlık asgari ücret tarifesi değerleri yıla göre değiştiğinden dava açılırken o yılın tarifelerine bakılmalıdır. Davanın reddi hâlinde davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedileceği, kabul hâlinde ise hükmedilen miktar üzerinden nispi vekâlet ücreti takdir edileceği gözetilerek dava değerinin belirlenmesinde ölçülü davranılmalıdır.

Olması Gereken Hukuk: Soyut Yöntemin Yeterli Sayılması

Yukarıda açıklanan ayrışma karşısında kanaatimiz, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 1.7.2026 tarihli kararında benimsenen görüşün isabetli olduğu ve soyut yöntemin, yüksek enflasyon dönemlerinde munzam zararın varlığını ispat için yeterli kabul edilmesi gerektiği yönündedir.[46] Bu kanaatin gerekçeleri şöyle özetlenebilir:

Gerçek karşılık güvencesi bir ispat yüküyle etkisizleştirilemez. Anayasa m. 46, taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesini idarenin kamulaştırma yetkisinin ön şartı olarak düzenlemiştir.[47] Bedel dava tarihine göre belirlenip yıllar sonra enflasyonun altında bir faizle ödendiğinde malikin eline geçen tutar, Anayasa Mahkemesinin de belirttiği gibi gerçek karşılık ölçütünü karşılamaz.[48] Bu durumda malikten ayrıca kredi, haciz veya kur farkı belgesi istemek, anayasal güvenceyi malikin bireysel finansal davranışına bağlı kılmak anlamına gelir. Taşınmazı elinden alınan ve bedelini bekleyen kişinin borçlanmak yerine birikimini tüketmesi, zarara uğramadığı anlamına gelmez; Hukuk Genel Kurulundaki azınlık görüşünün isabetle vurguladığı gibi zarar yalnızca pasiflerdeki artışla değil, aktiflerdeki erimeyle de gerçekleşir.[49]

Enflasyon, ispatı gerekmeyen bir vakıadır. HMK m. 187/2’ye göre herkesçe bilinen vakıalar çekişmeli sayılmaz.[50] Resmî istatistik kurumunun ilan ettiği fiyat endeksleri ve yasal faiz oranları arasındaki fark, mahkemenin re’sen bilebileceği ve bilirkişiyle hesaplayabileceği nesnel bir büyüklüktür. Somut ispat yaklaşımı, bu nesnel kaybı “soyut” diye nitelendirip kişisel borçlanma gibi tesadüfi olguları “somut” saymakla, ispat hukukunun amacını tersine çevirmektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin, enflasyonist ortamda makul bir insanın parasını atıl tutmayacağı yönündeki fiilî karinesi, hayat tecrübesine dayanan bir çıkarımdır ve Türk ispat hukukunda fiilî karinelerin yeri tartışmasızdır.[51]

Kanun koyucunun faiz oranını belirlemiş olması munzam zararı dışlamaz. Somut ispat yaklaşımının temel dayanağı, ekonomik verilerin zaten faiz oranının belirlenmesinde dikkate alındığı, aynı verilerin munzam zarara dayanak yapılmasının yasal faizi enflasyona eşitlemek olacağı düşüncesidir.[52] Ancak TBK m. 122, tam da faizin zararı karşılamadığı hâller için konulmuştur; faizin yeterli olduğu varsayımı kanunun kendisiyle çelişir. Ayrıca kanun koyucu 2026 yılında kanuni faizi reeskont oranına bağlayarak önceki oranın enflasyonun gerisinde kaldığını dolaylı olarak kabul etmiştir.[53] Bu değişiklik önceki dönemlerin kaybını gidermediğinden, o dönemlere ilişkin munzam zararın karine yoluyla kabulü, yasama tercihiyle de uyumludur.

Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bireysel başvuru beklenmeden uygulanmalıdır. Anayasa m. 153/son, Anayasa Mahkemesi kararlarının yargı organlarını bağladığını açıkça öngörür.[54] Mahkemenin Ano İnşaat, Ali Şimşek ve Vardarcılar kararlarıyla istikrar kazanan içtihadı karşısında, aynı nitelikteki davaların önce reddedilip ardından bireysel başvuruda ihlal kararı verilerek yeniden yargılamaya gönderilmesi, hem hak sahibini yıllarca bekletmekte hem de yargı sistemine gereksiz yük bindirmektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi bu gerçeği görerek “hak ihlaline neden olmamak düşüncesiyle” içtihadını değiştirmiştir; aynı yaklaşımın kamulaştırma davalarına bakan 5. Hukuk Dairesince de benimsenmesi, ya da ayrışmanın içtihadı birleştirme yoluyla giderilmesi gerekir.[55]

Borçlu idarenin gecikmeden yarar sağlaması hukuk düzenince korunamaz. Kamulaştırmasız el atma davalarında bedel yargılama sonunda belirlendiğinden idare, dava süresince taşınmazı kullanmakta ve bedeli elinde tutmaktadır. Yasal faizin enflasyonun altında kaldığı dönemlerde gecikme, idare için fiilen düşük maliyetli bir finansman hâline gelir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin de işaret ettiği gibi bu durum borçluyu ödemeyi geciktirmeye teşvik eder ve dava sayısını artırır; soyut yöntem bu teşviki ortadan kaldırır.[56] Anayasa Mahkemesi aynı olguyu, devletten olan alacaklarda enflasyonun altında faiz ödenmesinin kamu düzeni bakımından da sakıncalı olduğunu belirterek vurgulamıştır.[57]

Bu gerekçelerle, kamulaştırmasız el atma tazminatının yüksek enflasyon döneminde geç ödendiği hâllerde zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi; idarenin ancak temerrüdünde kusursuz olduğunu veya alacaklının o dönemde parasını değerlendiremeyeceğini kanıtlayarak sorumluluktan kurtulabilmesi; zarar miktarının ise resmî endeks verileriyle bilirkişi marifetiyle hesaplanması gerektiği kanaatindeyiz. Normal enflasyon dönemleri için somut ispatın aranmaya devam edilmesi, 6. Hukuk Dairesinin ikili ayrımında olduğu gibi, bu karinenin kötüye kullanılmasını önleyecek yeterli bir güvencedir. Bu görüşün Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin güncel uygulamasıyla örtüşmediği ve bir dosyada sonuç almanın bugün için somut delil sunulmasına ya da bireysel başvuru yolunun tüketilmesine bağlı kalabileceği, okuyucunun gözetmesi gereken bir gerçektir.

Emsal Kararlar

Yargıtay 6. HD, 2025/2406 E., 2026/2915 K., 1.7.2026 T.

Bir kamu kurumuyla yapılan restorasyon işinden doğan bakiye iş bedelinin 2011 temerrüt tarihinden dokuz yıl sonra yasal faiziyle ödenmesi üzerine açılan munzam zarar davasında ilk derece mahkemesi, sepet yöntemiyle hesaplanan zararı hüküm altına almış; bölge adliye mahkemesi ise davacının kredi çekme ve borç ödeyememe iddialarını belgeleyemediği ve idarenin temerrütte kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmişti. Daire, Anayasa Mahkemesinin Ano İnşaat kararına atıfla munzam zararın somut delillerle kanıtlanması uygulamasından vazgeçildiğini belirterek bölge adliye mahkemesi kararını bozmuş; yüksek enflasyon döneminde alacaklının parasını vadeli mevduat, altın, döviz veya devlet tahvilinde değerlendireceğinin hayatın olağan akışına uygun bir karine olduğunu, zararın TEFE-TÜFE, mevduat faizi, devlet tahvili, dolar ve euro kuru, asgari ücret ve altın verilerinin ortalamasıyla hesaplanıp ödenen temerrüt faizinin düşülmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Ankara BAM 14. Hukuk Dairesi, 2024/1981 E., 2026/1872 K., 4.6.2026 T.

Etimesgut ilçesindeki bir parsele kamulaştırmasız el atılması nedeniyle açılan davada hükmedilen tazminat 27.4.2022 tarihinde kesinleşmiş, bedel faiziyle birlikte 19.7.2022 tarihinde ödenmiştir. Malik, yüksek enflasyon nedeniyle taşınmazın ödeme tarihindeki değeri ile eline geçen tutar arasındaki farkın tazminini istemiştir. İlk derece mahkemesi, kesinleşme tarihi ile ödeme tarihi arasındaki dönem için mevduat faizi, TÜFE, ÜFE, altın, dolar ve asgari ücret artışlarının ortalamasını alarak davayı kabul etmiştir. Daire, Anayasa’nın 35, 46 ve 153. maddeleri ile Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkı ihlali kararlarına dayanarak zararın varlığını kabul etmiş; ancak güncellemenin kesinleşme tarihinden değil dava tarihinden başlatılması, sepet yöntemi yerine yalnızca TÜİK Yİ-ÜFE katsayılarının esas alınması ve güncel bedelden yasal faiziyle ödenen toplam tutarın düşülmesi gerektiğini belirterek ek rapor alınması için kararı kaldırmıştır. Karar, HMK m. 353/1-a-6 uyarınca kesin olarak verilmiştir.

Yargıtay HGK, 2017/2800 E., 2021/1629 K., 9.12.2021 T.

Artırılan kamulaştırma bedelinin geç ödenmesinden doğan munzam zarar davasında ilk derece mahkemesi, enflasyon, mevduat faizi ve döviz kurlarını esas alan bilirkişi raporuna dayanarak davayı kısmen kabul etmiş ve bozma kararına karşı direnmiştir. Genel Kurul oy çokluğuyla direnme kararını bozmuş; munzam zararın genel ekonomik olumsuzluklar dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiğini, yüksek enflasyon ve kur artışının davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağını belirtmiştir. Kararın karşı oyu, Anayasa Mahkemesinin 2017 tarihli Ano İnşaat kararına atıfla, aşırı enflasyon dönemlerinde zararın karine olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmuştur.

Yargıtay 5. HD, 2025/8766 E., 2026/4388 K., 10.3.2026 T.

Rize ilindeki bir taşınmaza ilişkin kamulaştırmasız el atma davasının 2021 yılında açılıp bedelin 2023 yılında ödenmesi üzerine açılan munzam zarar davasında, bölge adliye mahkemesi davacının para alacağını zamanında tahsil etmesi hâlinde onu nasıl kullanacağını ve faiz dışında hangi maddi zararlara uğradığını somut delillerle ispat edemediği gerekçesiyle ret kararını onamıştır. Daire, davacının Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarına dayanan temyiz itirazlarını yerinde görmeyerek kararı onamıştır.

Yargıtay 5. HD, 2025/8493 E., 2026/3210 K., 24.2.2026 T.

2017 yılında açılan kamulaştırmasız el atma davasında belirlenen bedelin 2024 yılında yasal faiziyle ödenmesi üzerine açılan munzam zarar davasında Daire, munzam zarara hükmedilebilmesi için davacı alacaklının zararının faizle karşılanamadığının ve bunun üstünde zararının oluştuğunun maddi vakıalarla ve belgelerle kanıtlanmasının gerekli olduğunu, iddianın ötesinde bilgi ve belge sunulmadığından davanın reddinde isabetsizlik bulunmadığını belirterek kararı onamıştır.

Yargıtay 5. HD, 2025/15923 E., 2026/9425 K., 20.5.2026 T.

Kamulaştırma bedelinin tespiti davasında Daire, bedele Anayasa’nın 46/son maddesi gereğince dava tarihinden karar tarihine kadar kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması gerekirken yasal faize hükmedilmesini hatalı bulmuş ve kararı bu yönden düzelterek onamıştır. Karar, 2942 sayılı Kanun m. 10’daki fıkranın iptalinden sonra uygulanacak faiz türünü netleştirmesi bakımından önemlidir.

AYM, Ano İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/2267, 21.12.2017

Bir kamu kurumundan olan ve mahkeme kararıyla kesinleşen alacağın yıllar sonra faiziyle ödenmesi üzerine açılan munzam zarar davasının somut ispat yokluğu gerekçesiyle reddedilmesi, Genel Kurul tarafından mülkiyet hakkının ihlali olarak nitelendirilmiştir. Mahkeme, aynı dönemde enflasyonun ödenen faizin çok üzerinde gerçekleştiğini tespit etmiş ve derece mahkemelerinin ayrıca ispat arayan katı yorumunun adil dengeyi başvurucu aleyhine bozduğunu belirterek yeniden yargılamaya karar vermiştir.

AYM, Ali Şimşek ve diğerleri, B. No: 2014/2073, 6.7.2017

Baraj inşaatı nedeniyle kamulaştırılan taşınmazın bedelinin dava tarihine göre belirlenip 3 yıl 7 ay sonra faizsiz ödenmesi sonucu bedelde yüzde 19,31 oranında değer kaybı oluştuğu tespit edilmiş; bu kaybın başvurucular üzerinde orantısız ve aşırı yük oluşturduğu belirtilerek mülkiyet hakkının ihlaline ve bedele enflasyon oranında faiz işletilerek hesaplanan maddi tazminatın ödenmesine karar verilmiştir.

AYM, İkbal Vardarcılar ve Musa Büke, B. No: 2024/46466, 1.10.2025

Kamulaştırmasız el atma karşılığında hükmedilen tazminatın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle yapılan başvuruda Mahkeme, önceki kararlarında belirlenen ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığını belirterek mülkiyet hakkının ihlaline ve yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Karar, ihlal içtihadının kamulaştırmasız el atma tazminatlarını da kapsadığını açıkça ortaya koymaktadır.

AYM, 2022/83 E., 2023/69 K., 5.4.2023 T.

Kamulaştırma Kanunu m. 10’a eklenen ve bedel tespiti davasının dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde bedele kanuni faiz işletilmesini öngören fıkra, enflasyon nedeniyle uğranılacak ve kanuni faizi aşan zararlara ilişkin düzenleme içermediği ve gerçek karşılık güvencesini karşılamadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 13, 35 ve 46. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

Sıkça Sorulan Sorular

Kamulaştırmasız el atma tazminatımı faiziyle aldım; yine de munzam zarar davası açabilir miyim?

Evet. Munzam zarar, asıl alacak ve faizinden bağımsız bir borçtur. Bedeli faiziyle tahsil etmiş olmanız veya asıl davada bu hakkı saklı tutmamış olmanız dava açmanıza engel değildir. Ancak zararın faizle karşılanmayan bir bölümünün bulunması gerekir; faizin enflasyona yakın seyrettiği dönemlerde zarar oluşmamış olabilir.

Yüksek enflasyon tek başına zararı ispat eder mi?

Bu, uygulamadaki temel tartışmadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (2021) ve kamulaştırma davalarına bakan 5. Hukuk Dairesi, enflasyon ve kur artışı gibi genel olguların yeterli olmadığını, davacının kendi durumuna özgü somut zarar vakıalarını belgelemesi gerektiğini kabul etmektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi ise 1.7.2026 tarihli kararıyla bu uygulamadan vazgeçildiğini belirterek yüksek enflasyon dönemlerinde soyut yöntemi yeterli saymıştır. Anayasa Mahkemesi de alacağın enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybettiği tespit edildiğinde ayrıca ispat aranmasını mülkiyet hakkının ihlali saymaktadır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, Anayasa Mahkemesi ölçütünü doğrudan uygulamaktadır.

Zarar hangi tarihten itibaren hesaplanır?

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesine göre kararın kesinleştiği tarihten değil, bedelin belirlendiği dava tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar hesaplanır.

Hesaplamada hangi endeks kullanılır?

Ankara BAM 14. Hukuk Dairesine göre altın, döviz, mevduat faizi ve asgari ücret gibi ölçütlerin ortalaması değil, yalnızca TÜİK tarafından açıklanan Yİ-ÜFE değişim oranları esas alınır; güncellenen bedelden faiziyle birlikte ödenen toplam tutar düşülür. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi ise TEFE-TÜFE, vadeli mevduat faizi, devlet tahvili faizi, dolar ve euro kuru, asgari ücret ve altın fiyatlarından oluşan altı kalemli sepetin ortalamasını esas almaktadır. Hangi yöntemin yerleşeceği henüz netleşmemiştir.

Dava hangi mahkemede açılır?

Asliye hukuk mahkemesinde açılır. Yetkili mahkeme kural olarak davalı idarenin yerleşim yeri mahkemesidir; uygulamada dava, asıl el atma davasına bakan mahkemede de açılabilmekte ve yetki itirazı ileri sürülmediğinde bu mahkeme yetkili hâle gelmektedir.

Dava ne kadar süre içinde açılmalıdır?

Alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. İhtiyatlı yaklaşım, sürenin en geç bedelin fiilen ödendiği tarihten itibaren hesaplanmasıdır.

Dava reddedilirse ne yapılabilir?

İstinaf ve temyiz yollarının tüketilmesinden sonra, alacağın enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybettiği hâlde ayrıca ispat aranarak davanın reddedilmesi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru konusu yapılabilir. Mahkeme bu tür başvurularda ihlal kararı vererek dosyayı yeniden yargılama için ilk derece mahkemesine göndermektedir.

2026 yılında kanuni faiz oranı değişti; bu değişiklik eski dosyaları etkiler mi?

3095 sayılı Kanun m. 1’de yapılan ve 31.7.2026’da yürürlüğe giren değişiklik kanuni faizi reeskont oranının yüzde seksenine bağlamıştır. Bu düzenleme ileriye dönük olup önceki dönemlerde düşük faizle ödenmiş tazminatlardaki değer kaybını kendiliğinden gidermez; bu dönemlere ilişkin munzam zarar talepleri varlığını korur.

Dipnotlar

  1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 46/1. ↩
  2. Anayasa m. 46/son. ↩
  3. AYM, 2022/83 E., 2023/69 K., 5.4.2023 T., § 19 (RG 1.8.2023, S. 32266). ↩
  4. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 122/1. ↩
  5. TBK m. 117. ↩
  6. TBK m. 120/1. ↩
  7. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun m. 1 (değişik: 16.7.2026-7589/10 md.). ↩
  8. 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun m. 26/1-c (RG 31.7.2026, S. 33326). ↩
  9. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu m. 10, dokuzuncu fıkra (ek: 11.4.2013-6459/6 md.; iptal: AYM, 2022/83 E., 2023/69 K., 5.4.2023 T.). ↩
  10. AYM, 2022/83 E., 2023/69 K., 5.4.2023 T., §§ 20, 23. ↩
  11. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 2025/15923 E., 2026/9425 K., 20.5.2026 T. ↩
  12. Kamulaştırma Kanunu m. 15/son; Ankara BAM 14. Hukuk Dairesi, 2024/1981 E., 2026/1872 K., 4.6.2026 T. ↩
  13. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/2800 E., 2021/1629 K., 9.12.2021 T., § 20. ↩
  14. TBK m. 122/2. ↩
  15. Yargıtay HGK, 2017/2800 E., 2021/1629 K., 9.12.2021 T., § 21. ↩
  16. Yargıtay HGK, 2017/2800 E., 2021/1629 K., 9.12.2021 T., §§ 21-25. ↩
  17. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2025/2406 E., 2026/2915 K., 1.7.2026 T. ↩
  18. Yargıtay HGK, 2017/2800 E., 2021/1629 K., 9.12.2021 T., §§ 22-23. ↩
  19. Yargıtay HGK, 2011/730 E., 2012/373 K., 13.6.2012 T. ↩
  20. Yargıtay HGK, 2017/2800 E., 2021/1629 K., 9.12.2021 T., §§ 30-32. ↩
  21. Yargıtay HGK, 2017/2800 E., 2021/1629 K., 9.12.2021 T., § 34 ve karşı oy gerekçesi. ↩
  22. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 187/2. ↩
  23. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 2025/8766 E., 2026/4388 K., 10.3.2026 T. ↩
  24. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 2025/8493 E., 2026/3210 K., 24.2.2026 T. ↩
  25. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2025/2406 E., 2026/2915 K., 1.7.2026 T. ↩
  26. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2025/2406 E., 2026/2915 K., 1.7.2026 T. ↩
  27. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2025/2406 E., 2026/2915 K., 1.7.2026 T. ↩
  28. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2025/2406 E., 2026/2915 K., 1.7.2026 T. (kararda atıf yapılan: Yargıtay (Kapatılan) 15. HD, 2023/1766 E., 2024/4097 K., 14.11.2024 T.; Yargıtay 6. HD, 2024/3534 E., 2025/15 K., 13.1.2025 T.). ↩
  29. AYM, Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19.12.2013. ↩
  30. AYM, Ali Şimşek ve diğerleri, B. No: 2014/2073, 6.7.2017, § 95. ↩
  31. AYM, Ano İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/2267, 21.12.2017, §§ 81-82. ↩
  32. AYM, Ano İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/2267, 21.12.2017, § 63. ↩
  33. AYM, Ano İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/2267, 21.12.2017, § 40. ↩
  34. AYM, İkbal Vardarcılar ve Musa Büke, B. No: 2024/46466, 1.10.2025, § 2. ↩
  35. AYM, İkbal Vardarcılar ve Musa Büke, B. No: 2024/46466, 1.10.2025, § 7. ↩
  36. Anayasa m. 153/son. ↩
  37. Ankara BAM 14. Hukuk Dairesi, 2024/1981 E., 2026/1872 K., 4.6.2026 T. ↩
  38. Ankara BAM 14. HD, 2024/1981 E., 2026/1872 K., 4.6.2026 T. ↩
  39. Ankara BAM 14. HD, 2024/1981 E., 2026/1872 K., 4.6.2026 T. ↩
  40. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2025/2406 E., 2026/2915 K., 1.7.2026 T. ↩
  41. HMK m. 2/1. ↩
  42. HMK m. 6/1. ↩
  43. TBK m. 146. ↩
  44. Yargıtay HGK, 2017/2800 E., 2021/1629 K., 9.12.2021 T., § 21. ↩
  45. HMK m. 109/1 ve 109/4 (ek: 16.7.2026-7589/20 md.). ↩
  46. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2025/2406 E., 2026/2915 K., 1.7.2026 T. ↩
  47. Anayasa m. 46/1. ↩
  48. AYM, 2022/83 E., 2023/69 K., 5.4.2023 T., § 23. ↩
  49. Yargıtay HGK, 2017/2800 E., 2021/1629 K., 9.12.2021 T., karşı oy gerekçesi. ↩
  50. HMK m. 187/2. ↩
  51. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2025/2406 E., 2026/2915 K., 1.7.2026 T. ↩
  52. Yargıtay HGK, 2017/2800 E., 2021/1629 K., 9.12.2021 T., §§ 28-32. ↩
  53. 3095 sayılı Kanun m. 1 (değişik: 16.7.2026-7589/10 md.). ↩
  54. Anayasa m. 153/son. ↩
  55. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2025/2406 E., 2026/2915 K., 1.7.2026 T. ↩
  56. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2025/2406 E., 2026/2915 K., 1.7.2026 T. ↩
  57. AYM, Ano İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/2267, 21.12.2017, § 71. ↩

Bu makale 8 Ekim 2026 itibarıyla yürürlükteki mevzuata göre hazırlanmıştır.

Bu makale bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık niteliği taşımaz.

İletişim

Aşağıda yer alan formu doldurduğunuz takdirde büromuz sizinle iletişim kuracaktır.

    Sorunuzu yazınız
    Dereli Avukatlık
    Merhaba. Dereli Avukatlık Bürosuna hoşgeldiniz.
    Soru veya taleplerinizi buradan veya 0 (312) 260 06 06 numaralı telefon hattımızdan iletebilirsiniz.