SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİNDEN MAHKÛMİYET İÇİN SANIĞIN MANEVİ UNSURU BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ BİÇİMDE TESPİT EDİLMEDEN HÜKÜM KURULMASI AİHS 7. MADDEYİ İHLAL EDER.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, Yalçınkaya kararından sonra silahlı terör örgütü üyeliği mahkûmiyetlerine ilişkin ikinci Büyük Daire kararını verdi. Çorum’da tanık beyanları, kod adı kullanımı, Bank Asya hesap hareketleri ve örgütle bağlantılı bir şirketçe ödenen SGK primlerine dayanılarak TCK 314/2’den mahkûm edilen başvuran bakımından Mahkeme, ulusal mahkemelerin suçun manevi unsurunu başvuranın fiilleri ve rolü ışığında bireyselleştirilmiş şekilde tespit etmediğini, yalnızca örgütün dönüşümüne ilişkin genel değerlendirmelere dayandığını belirterek 11’e karşı 6 oyla Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme ayrıca Çorum L Tipi Ceza İnfaz Kurumundaki tutulma koşulları nedeniyle 9’a karşı 8 oyla 3. maddenin ihlal edildiğini tespit etti. Karar, örgüt üyeliği yargılamalarında “bilerek ve isteyerek katılma” unsurunun nasıl ispatlanması gerektiğine dair somut bir ölçüt getiriyor ve CMK 311/1-f kapsamında yargılamanın yenilenmesi yolunu açıyor.

Künye

Mahkeme: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Büyük Daire
Dava Adı: Yasak / Türkiye
Başvuru No: 17389/20
Karar Tarihi: 5 Mayıs 2026 (kesin)
Sonuç: 7. madde ihlali (11’e karşı 6 oy); 3. madde ihlali (9’a karşı 8 oy)

Kararın Özeti

Olaylar

Başvuran 1987 doğumlu bir Türk vatandaşıdır. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından Çorum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında evinde arama yapılmış, 30 Ocak 2017’de teslim olmuş ve 6 Şubat 2017’de silahlı terör örgütüne üye olma şüphesiyle tutuklanmıştır. Kollukta ve sulh ceza hâkimliğinde verdiği ifadelerde üniversite yurdunda kaldığı dönemde örgütle bağlantılı kuruluşlarca düzenlenen birkaç yemeğe ve sohbet toplantısına katıldığını kabul etmiş; ancak örgüt yapılanmasında görev aldığını, örgütün amacı ve stratejisi hakkında bilgi sahibi olduğunu reddetmiştir.

4 Ağustos 2017 tarihli 71 sayfalık iddianamede başvuran, TCK 314/2 uyarınca örgüt üyeliğiyle suçlanmıştır. Aleyhindeki deliller dört başlıkta toplanmıştır: etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen tanıkların, başvuranın örgütün öğrenci yapılanmasında kod adıyla “Büyük Bölge Talebe Mesulü” olarak görev yaptığına ilişkin beyanları; bir başka kişiye ait telefon hattının HTS analizinde başvuranın adının geçmesi; Bank Asya hesabına Ocak 2014’te para yatırılmış olması; sosyal güvenlik primlerinin örgütle bağlantılı bir şirket tarafından ödenmiş olması. Tanıklardan ikisi istinabe yoluyla dinlenmiş, biri ise ilk derece mahkemesinin hükmünden sonra dinlenmiştir. Başvuran, yargılama boyunca tanıklarla yüzleşmeye hazır olduğunu belirtmiş, ancak yüzleştirme yapılmamasını kanun yollarında şikâyet konusu etmemiştir.

Çorum Ağır Ceza Mahkemesi başvuranı örgüt içinde sorumluluk düzeyinde faaliyet yürüttüğü gerekçesiyle mahkûm etmiş; karar istinaf ve temyiz aşamalarında onanmış, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru da sonuçsuz kalmıştır. Başvuran cezasını Çorum L Tipi Ceza İnfaz Kurumunda infaz ederken buradaki tutulma koşullarından da şikâyetçi olmuş, tahliyesinin ardından Almanya’ya gitmiş ve 2024’te sığınma hakkı elde etmiştir.

Şikâyetler ve Usul

Başvuran, 2 Nisan 2020 tarihli başvurusunda Sözleşme’nin 3, 6 ve 7. maddelerine dayanmıştır. 6. madde şikâyeti erken aşamada kabul edilemez bulunmuştur. İkinci Bölüm Dairesi 27 Ağustos 2024 tarihli kararıyla 3 ve 7. madde şikâyetlerini kabul edilebilir bulmuş, ancak her iki madde bakımından da oybirliğiyle ihlal olmadığına karar vermiştir. Başvuranın talebi üzerine dava 16 Aralık 2024’te Büyük Daireye gönderilmiştir. Büyük Daire önünde Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele ve İnsan Hakları Özel Raportörü, Avrupa Ceza Avukatları Birliği ve İtalya İnsan Hakları Federasyonu müdahil olarak görüş sunmuş; 7 Mayıs 2025’te duruşma yapılmıştır. Hükümetin Büyük Daireye gönderme kararının yeniden değerlendirilmesi talebi ile başvuru hakkının kötüye kullanıldığı itirazı oybirliğiyle reddedilmiştir.

Büyük Dairenin 7. Madde Değerlendirmesi

Mahkeme, Yüksel Yalçınkaya kararındaki iki tespiti tartışmaya açmamıştır: FETÖ/PDY’nin mahkemelerce terör örgütü olarak nitelendirilmesinin isnat edilen fiillerden sonraya rastlaması tek başına 7. maddeye aykırılık oluşturmaz ve TCK 314/2’deki suç tanımı mevzuat ve içtihatla birlikte yeterince öngörülebilirdir. Mevcut davada sorun, kanunun genel düzeydeki açıklığı değil, suçun manevi unsurunun başvuran bakımından nasıl tespit edildiğidir.

Mahkeme, ceza hukukunda kişisel sorumluluğun yalnızca maddi fiillerin ispatını değil, failin davranışında bir sorumluluk unsuru bulunduğunu gösteren manevi bağın varlığını da gerektirdiğini belirtmiştir. Türk hukuku örgüt üyeliği için failin örgütün niteliğini ve terör amaçlarını bilerek örgüte katılmayı istemesini, örgüte aktif ve sürekli biçimde katkı sunmasını aramaktadır. Mahkemeye göre, ulusal mahkemeler yalnızca başvuran ile örgüt yapıları arasında fiili bir bağ bulunup bulunmadığını değil, bu bağın niteliğinin gerekli manevi unsura sahip olduğu sonucunu meşru biçimde çıkarmaya elverişli olup olmadığını da tespit etmek zorundaydı.

Somut olayda ulusal mahkemeler esas olarak başvuranın eğitim alanındaki rolüne dayanmış; örgütün stratejik birimleriyle kişisel, işlevsel veya hiyerarşik bir bağ ortaya koymamış, hatta koymaya çalışmamıştır. Örgüte herhangi bir şiddet eyleminin isnat edilmediği bir dönemde başvuranın sorumluluklarının kapsamı ve örgütün terör amaçları hakkındaki bilgisi tespit edilmemiştir. Yargıtay’ın örgüt içinde yedi katmanlı bir hiyerarşi bulunduğunu ve katmanlara göre kusurluluk derecesinin farklılaştığını kabul etmesine rağmen, derece mahkemeleri başvuranın hangi katmanda bulunduğunu değerlendirmemiştir. İlgili dönemde büyük ölçüde dinî bir grup olarak algılanan bir yapıya mensup olmak, tek başına, failin suç için gerekli manevi unsura sahip olduğu sonucuna götüremez. Ulusal mahkemeler örgütün dinî hareketten terör örgütüne dönüşümüne ilişkin genel değerlendirmelere dayanmış; ancak başvuranın bu dönüşümden haberdar olduğunu, örgüte bu bilinçle katıldığını ve bağlarını bu bilinçle sürdürdüğünü göstermemiştir. İlk derece mahkemesi kararı delilleri sıralayıp kast unsurunun bulunduğu sonucuna varmakla yetinmiş, bu delillerin başvuranın örgütün terör amaçlarından haberdar olduğunu nasıl gösterdiğini açıklamamıştır.

Mahkeme, başvuranın eylemleri ve rolüne ilişkin belirli deliller ışığında manevi unsura dair herhangi bir değerlendirme yapılmamış olmasını cezai sorumluluğun bireyselleştirilmiş şekilde değerlendirilmesi gereğinin esaslı biçimde ihlali saymış ve 7. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (11’e karşı 6 oy).

Büyük Dairenin 3. Madde Değerlendirmesi

Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını İlerde ve diğerleri kararına atıfla reddetmiştir. Esasta, başvuranın 6 Şubat 2017 ile 24 Mart 2021 arasında kaldığı F5 ve F10 ünitelerinde kişisel alanının 3,6 ile 6 m² arasında değiştiğini, dolayısıyla 3 m² altı için geçerli güçlü ihlal karinesinin uygulanmayacağını tespit etmiş; ancak kurumun 1.592 kişilik kapasiteye karşılık 1.950-2.000 kişiyi barındırdığını, 30 yataklı ünitelerde 47’ye varan tutuklu kaldığını, başvuranın toplam yaklaşık on dört ay boyunca ortak alanda yere serili şilte üzerinde, gece boyunca yapay ışık ve gürültüye maruz kalarak uyumak zorunda kaldığını, 47 kişi için iki tuvalet ve iki duş bulunduğunu ve 64,36 m²’lik avlunun bu nüfus için çok sınırlı egzersiz imkânı sağladığını kaydetmiştir. Yaklaşık dört yıl süren bu koşulların kümülatif etkisi, tutulmanın doğasında bulunan acı eşiğini aşmış ve 3. madde ihlal edilmiştir (9’a karşı 8 oy).

Adil Tazmin

Mahkeme, başvuranın CMK 311/1-f uyarınca yargılamanın yenilenmesini talep etme imkânına sahip olduğunu ve bu yolun 7. madde ihlalini gidermek için en uygun tedbir olduğunu belirterek, 7. madde bakımından ihlal tespitinin tek başına yeterli adil tazmin oluşturduğuna karar vermiştir. 3. madde ihlali için 2.800 avro manevi tazminata, masraf ve giderler için toplam 9.050 avroya hükmedilmiştir. Maddi tazminat talebi, başvuranın yakalandığı sırada işsiz olması ve nedensellik bağı kurulamaması gerekçesiyle reddedilmiştir.

Hüküm

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,

1. Oy birliğiyle, Hükümetin, Büyük Daire heyetinin kararının yeniden incelenmesi yönündeki talebinin reddine;

2. Oy birliğiyle, Hükümetin, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanıldığı iddiasına dayanan kabul edilemezlik itirazının reddine;

3. Oy birliğiyle, Hükümetin, tutulma koşullarına ilişkin olarak iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasına dayanan ön itirazının reddine;

4. 6’ya karşı 11 oyla, Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlal edildiğine;

5. 8’e karşı 9 oyla, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;

6. 6’ya karşı 11 oyla, 7. maddenin ihlal edildiği tespitinin, başvuranın bu hüküm kapsamında uğradığı her türlü manevi zarar için tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;

7. 6’ya karşı 11 oyla, (a) Davalı Devletin, 3. maddenin ihlal edilmesi nedeniyle başvuranın uğradığı manevi zarar için, üç ay içinde, başvurana, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere 2.800 avro (iki bin sekiz yüz avro) ve bu meblağ üzerinden başvurana yansıtılabilecek her türlü vergiyi ödemesi gerektiğine; (b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme tarihine kadar, bu meblağa, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

8. 2’ye karşı 15 oyla, (a) Davalı Devletin, masraf ve giderler için, üç ay içinde, başvurana ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere 9.050 avro

İletişim

Aşağıda yer alan formu doldurduğunuz takdirde büromuz sizinle iletişim kuracaktır.

    Sorunuzu yazınız
    Dereli Avukatlık
    Merhaba. Dereli Avukatlık Bürosuna hoşgeldiniz.
    Soru veya taleplerinizi buradan veya 0 (312) 260 06 06 numaralı telefon hattımızdan iletebilirsiniz.